21 Ocak 2015 Çarşamba

Bir deniz atı telaşsızlığında


Kurutulmuş deniz atım vardı, 
Balıkçı bir amcadan hediye.
Elden ele dolaşırdı bu kıpırtısız naaş,
Gizli bir saygı büyürdü içimizde,
Yeniden canlanabilirmişçesine.
Yaşayıp içinden çıktığım kabuk gibi,
Hüzünlü bakardı oyuk gözleri.
Belki de sırf bu yüzden.
**
Uyurduk sonra bir okyanus boyu.
Gülerdik, gözlerimiz ağlarken.
İçimizden bir mahşer geçerdi,
Uğursuz fısıltıları boğardık.
Yeniden doğardı o garip his,
Gözümüzün gördüğünden kaçardık.
Kılıç kuşanırdık,
Olmadık zamanda nükseden bu illete.
Sokak sokak arardık, soğuktan titreyerek.
Senin ellerin titrerdi.
Benimse ayaklarım,
Korku soğuktan daha ağır basardı bende,
İtirafı daha ağır.
İçimizden bir savaş geçerdi,
Yıkık, dökük ama yarı yaşayarak,
Sevgisizlik illetini gömerdik isimsiz bir mezarlığa.
Uyurduk sonra bir okyanus boyu.
Bir deniz atı telaşsızlığında.
Karşılaşırdık eski bir rüyada,
Selamlaşırdık yalnızca,
Aramızdaki duvarlara gebe kalırdı zaman.
Gülerdik, gözlerimiz ağlarken,
İçimizden bir mahşer geçerdi,
Belki de sırf bu yüzden.
İsimsiz bir mezarlıktan toplanır gelirdi o illet,
Ayaklarını sürüyerek,
Bir deniz atı telaşsızlığında.
Konuşmazdı hiç,
Ve selamlaşmazdı da.
Soğuk bir gece vakti sokak sokak arardık.
Senin ellerin titrerdi,
Benimse ayaklarım.
Korku soğuktan daha ağır basardı bende,
İtirafı daha ağır.







13 Ocak 2015 Salı

Bitmemiş Mektuplar


Eğer yeniden doğabilseydim, senden bu kadar çok şey beklemez ve sana daha çok şey vermeye çalışırdım. Şimdiye kadar benim için yaptıklarının onda birini bile sana verememiş olduğum gerçeğini kabulleniyorum elbette. Ama her zaman yaptıkların için müteşekkir olmamın, sana yeteceğini düşündüm, çocukluktu bu, bunu da kabulleniyorum. Hep yarın daha iyi olacağımı söyleyerek kandırdım kendimi. "Bugünlük böyle, sabah uyandığımda güneşle birlikte yeniden doğacağım." Hayatta en çok söylediğim yalan bu olsa gerek. Dürüst biri olduğumu savunurum oysa ki, buda düpedüz bir yalanmış meğer. Sana karşı hep dürüst olsam da kendime karşı iflah olmaz yalancının tekiydim. 

Bir insanın kendisiyle geçinememesi ne büyük bir sorun! Başkasıyla olsa, kıçına tekmeyi basar, huzura erersin. Ama kendi kendini kapı dışarı etmen pek mümkün değil, denediğim için söylüyorum. Her ne olursa olsun, kendinle aynı çatı altında yaşamak zorundasın. 

Ona çok sık yalan söylediğim için, böyle aksi lanet birine dönüşmüş olsa gerek. Ona beklediği değeri verecek zamanı bulamadım hiçbir zaman. Onu dinlemedim ve anlamaya çalışmadım. 
Her zamanki gibi suçlu yine benim.

Bilmeni istediğim bir şey var. 
Başıma gelen hiçbir kötülük için seni suçlamadım. Bana karşı hep iyi oldun, artık eskisi gibi yakın olmasak da, gözlerimi kapattığımda, kötülüğümü istemediğini hissedebiliyorum. Ve bana kırgın olduğunu da. Kendim gibi sık sık seni de görmezden geldiğim için üzgünüm. Bunu hak etmedin. 
Özür dileyebilmek isterdim ama henüz bunu başarabileceğimden emin değilim. Belki de artık senin de bir özür beklediğin falan yok. Önceleri özür dileyemediğimden canımı sıkıyordum, sonraları yavaş yavaş unutmaya başladım, artık aklıma bile nadiren geliyor. Kimileri hatırlamak dışında bir mucizesi olmadığından bahseder. Bu mucizeye sahip olabilmeyi ne çok isterdim. Unutmak dışında bir meziyetim yok korkarım ve bunun bir mucizeyle uzaktan yakından ilgisi yok. Keşke bu kadar kolay unutmasaydım. Bu bazen işe yaramadığından değil. Kırgınlıklarımı, üzüntülerimi o kadar çabuk unuturum ki, benim diyen benimle yarışamaz bu konuda. 
Keşke elimde olsaydı. Yani unutacaklarımı seçebilmek. Ne yazık ki böyle bir mucizem de yok.

Yeniden doğabilseydim, hatırlamak ve unutmamak için daha çok çırpınırdım.
Daha çok okur ve daha çok yazardım.
Daha çok feda eder ve daha az beklerdim.
Daha az sahiplenirdim ve daha çok ait olurdum.
Aidiyet hissi...Bu his, yalnızlığın ilacı olarak türemiş olmalı.
Yalnızlığı sevmediğimi bilirsin. Yanımda olmadığın tek bir an bile yoktu oysa. Bunun kıymetini bilmeliydim ama dedim ya müteşekkir olmamın yeteceğini düşündüm her zaman.
Dünyanın en bencil insanıyım.
Hala beni sevdiğini ümit edecek kadar.
Elimde kalan tek bir şey var.
Varlığını görmesem de yokluğunu bir kez bile düşünmediğime yemin edebilirim. 
Başka türlüsünü düşünemem çünkü. 
Her ağladığımda gözyaşlarımı sildiğini düşünerek sakinleştim ben.

Annem mi sen mi? Küçükken çok düşünürdüm bunu. 
O zamanlar bunun için cezalandırılmaktan korktuğumdan hemen "sen, sen!" derdim içimden.
Fakat şimdi cevabımı ve nedenini benden iyi bildiğine eminim.
Yeniden doğabilseydim, seni daha çok severdim.



10 Ocak 2015 Cumartesi

Tek hayalim bir baltaya sap olmak


İşe yaramaz insanın teki olmak, bu dünyada en çok korktuğum şeyler listesinde üst sıralarda yer alıyor olmalı. Lise yıllarının başından beri motive kaynağımın bu olduğunu fark ettim çünkü. En son ne zaman gerçekleştirmek için uğraştığım hayallerim vardı, hatırlayamıyorum. Birinci sınıfta mıydım? Büyüyünce ne olacaksın diye sordukları zaman 'ressam' diyordum gururla. Gel gör ki sınıfta ve çocukların anneleri arasında resimlerim alay konusu olmuştu. Öğlen aralarında anneler çocuklarına yemek yedirirlerken, bana resim yapma konusunda tüyo vermeye çalışırlardı. Ben bunlara hiç canımı sıkmazdım, tamam resimlerim biraz anlamsız olabilirdi ama içimden geldiği gibi çiziyordum ben. Canım sıkılıyordu onlarca kuş çiziyordum mesela gökyüzüne. Bana öğretmeye çalıştıkları manzara resmi kalıpları - eminim herkes bu manzaradan en azından bir kere çizmiştir - beni mutlu etmiyordu, özgür hissettirmiyordu. 

Dedim ya ben yine de ümitliydim. Kafama göre çizmeye, boyamaya devam ettim. Öğretmen resmimi alıp bütün sınıfın önünde boyama şeklimi eleştirene dek. Ehil birinin (!) ağzından duyunca her şey daha bir netlik kazanmıştı sanki. Erken başladığım için okula ilk zamanlar adapte olmadığımı biliyorum ve gerçekten kötü resim yaptığımı da. Ama o zamanlar tek ihtiyacım olan, hayallerimin desteklenmesiydi sanırım. Ya da en azından hayal kurmaya teşvik edilmeliydim. Biri bana içimden geldiği gibi yaşamanın, diğerlerinin iyi gördüğü şekilde yaşamaktan daha iyi olduğunu anlatmalıydı.
Anlatan olmadı ve birkaç yıl içinde ben de kalıplara büründüm. "En iyisi doktorluk,mühendislik. Öğretmenlik de iyi meslek kadınlar için." Bu üç mesleği düşünebiliyorduk yalnızca. Özgür olmak için değil para kazanmak için ders çalışıyorduk.

Ben daha çok işe yarar biri olmak için çalıştım. Bir baltaya sap olduktan sonra ne olduğumun önemi yok diyordum üniversite sınavına hazırlanırken. Hayalim yoktu, hedefim yoktu. Bütün hocalar bir hedef koymamızı öğütlüyordu. Hala bir baltaya sap olma derdindeydim. Nasip hocam, diyordum. Olursa olur olmazsa olmaz. İçten içe hala kurduğum hayallerle alay edilmesinden korkuyordum belki, sebebinden emin olmak imkansız. Tercih zamanı çok zorlanacağıma emindim ama tercihlerimi yapmam 5 dakikadan fazla sürmedi. Puanım tıpa yeterken başka bölüm yazmam imkânsızdı gözümde. Zaten ilgi duyduğum bir hobim yoktu. Okulun PDR hocası sınavdan önce yanına gittiğimde, sınav bittikten sonra da oturup test çözeceğimi çünkü başka bir ilgimin olmadığını iddia etmişti. Deli gibi kızmıştım, çünkü yalan söylemiyordu. Zaten en çok kızdığımız doğrular değil mi hayatta? Yalan çok kızdırmaz beni mesela, çok üzer yalnızca. Kadın haklıydı. Sınavdan sonra bir ay kendime gelemedim. Büyük bir boşluk içindeydim o yaz. Kendimi tatlı yapmaya vermiştim. Her gün hamur karıştırıyordum, karıştırmak pişirmek ortaya bir şeyler koymak rahatlatıyordu beni.

Okul başlayınca geçti tabii. Seçtiğim bölümü de sevmeye başladım. Bir insanı sıkıntılarından kurtarma fikri mucize gibi. Daha çok çalışmak zorundayım ama artık yolun sonunda nereye varacağımı kestirebildiğimden o kadar zoruma gitmiyor. 
Kendimi keşfetmek için daha zamanım var. Yazı yazmaya, senaryo yazmaya ilgi duyduğumu fark ettim mesela. Fotoğraf çekmek de beni çok heyecanlandırıyor. Otobüste, yolda giderken hoşuma giden küçük şeylerin fotoğrafını çekiyorum. Kafamda senaryo yazmaya çalışıyorum. Garip, daha önce tatmadığım bir heyecan veriyor bunlar bana. 
Lisede de vardı muhtemelen ama ben ders çalışmaktan farkına varamadım. Kendimizi bulmamız değil, çözebildiğimiz kadar test çözmemiz isteniyordu çünkü.
Yazma hayalimde ya da fotoğrafçılıkta ilerleme gibi bir niyetim yok. Bir ilgimin olması dahi yeterli benim için. Tıpkı ressam olmak istediğim zamanlardaki gibi güzel hissettiriyor. 
Üstelik hayallerimle dalga geçilmesinden korkmayacak kadar büyüdüm artık.



Pilozof.

5 Ocak 2015 Pazartesi

Güçsüz ama özgürüm?


Benim fikirlerimi değiştir, sorgula, sorgulat, zihnimde yeni pencereler aç, ufku görebilmem için yardım et bana. Tüm bu izinleri veriyorum sana, hatta istiyorum ve ümit ediyorum böyle olmasını. Bu dünyada milyarlarca insan var ve tek doğru yolun kafamdaki yol olduğuna inanacak kadar kibirli olmadım hiçbir zaman. Bu yüzden, bana kendi yolunu öğrettiğinde sana ancak minnet duyabilirim. Fakat bundan öncesinde bir isteğim daha var senden. Benim fikirlerimi de önemse. Sırf seninkilerden farklı diye bir çöp torbası gibi savurup atma onları, ben de en az senin kadar insanım. Söylediklerim, zihninde bir yol açmaya çalıştığında onları şiddetle durdurmaya kalkma ve böyle olduğunda öfkeyle sesini yükseltme ne olur. Eğer tartışmayı, iki kişiden birinin galip çıkmak zorunda olduğu kıyasıya bir yarışma olarak görüyorsan en başında anlat bunu bana. Ne dersen onaylar, kafamı sallar geçerim. Böylelikle koruyup gizlediğin, değişmesine asla izin vermediğin düşüncelerine dokunulduğu için duyduğun hayal kırıklığı seni yıpratmamış olur ve ben de sonucu değişmeyecek bir tartışma için boşu boşuna yorgun düşmemiş olurum. Daha da kötüsü, sırf bu yüzden birbirimizi incitebilme ihtimalimiz bile üzüyor beni.
Bir "düşünce", bir "insan"dan daha önemli olabilir mi? Bunu belki binlerce kez daha soracağım kendi kendime. Her defasında da yanıtsız kalacak. Bir gün, -doğru veya yanlış- bir cevap bulabilecek miyim bu soruya? Bazen sırf bu yanıtı bulabilmek için yaşadığımı düşünüyorum.
Her neyse... Güçsüz bir insan olduğumu anlamışsındır, sanıyorum.
 Fakat bu güçsüzlüğüm inançlarım olmadığından, fikirlerim kaypak bir zeminde savrulduğundan değil.
 Sen fikirlerini ve inançlarını kendi etrafına örüyorsun, yıkılmaz bir kale gibi. Bense fikirlerimin ve inançlarımın etrafına kendimi örüyorum.
Sen güvende ama tutsaksın.
Bense belki güçsüz ama özgürüm.
Böyle düşündüğüm için kınama beni. Güvende olmanın, özgürlükten daha önemli olduğunu ileri sürersen, bunu anlayabilirim çünkü. 
Ama sen de beni anlamaya çalış. Tıkılı kalamam, biliyorsun. Canım sıkıldığında, tüm inandıklarımı sırtlanıp, kaçıp gitmem gerek. Sırtımdakilere bakıp beni ötekileştirmeyen, beni ben olarak görüp, bana ben olduğum için değer verecek insanların olduğu bir yere. Yeri geldiğinde sırtımdakileri yüklenip, bana destek olacak insanların olduğu bir yere. 
Yıkılmaz bir kale inşa edip, içinde yaşıyor"muş" gibi yapamam, affet.

Pilozof