15 Eylül 2014 Pazartesi

Kendi denizimin kıyısına vuranlar


Bu hayatta, içimi burkan her detay, hayatımın sadece ufak bir kısmından gelip geçmiş insanlardan miras kalmıştır nedense. Çoğu yaşamımın geri kalanında belki hiç görmeyeceğim, görsem bile tanımadan yanından geçip gideceğim insanlardır bunlar. Otobüste yanımda oturan adam, annesinin kucağından sarkan küçük bir kız, merdivenlerden çıkarken gözlerimin takıldığı dilenci çocuk ya da aynı sınıfta okuduğum halde benden fersahlarca uzak biri. Başka bir deyişle kendi denizimin kıyısına vuranlar.Üzerinden yıllar geçmesine rağmen unutamadığım bir detay - belki detaydan daha fazlası - aklıma her geldiğinde bende yeniden kıyıya dönme isteği uyandırıyor.

Hani dersleri berbat, okula kırışık ve kirli bir önlükte istemeye istemeye gelen, çantasında kırık bir kalemden daha fazlası olmayan, hocalardan sık sık azar işiten haylaz erkek çocukları vardır. Hayatınızın herhangi bir döneminde onlardan biriyle karşılaştınız mı bilmiyorum ama ben bir tanesiyle aynı sınıftaydım. Selamlaşmak da dahil olmak üzere iletişim kurmazdık hiç. Amcamların evinin yukarısındaki lüks bir villada çalışırdı bu çocuk okuldan sonra. Bahçedeki çöpleri, yaprakları toplar, oynadığımız parkın yanındaki çöpe atardı. Biz o vakitler, akşam olunca parklardan sürüklenerek çıkartılan, bisikletten düşe düşe dizleri yara bere içinde kalmış, çamurdan pasta yapmaya çalışırken elini yüzünü çamura bulayan çocuklardık. Biz oyun oynar, o çalışırken gözlerimiz buluşurdu bu çocukla zaman zaman. Ama ne o ne de ben birbirimizi tanıdığımıza dair bir işaret vermezdik. 

Sonrasında hangi akla hizmet bilmem - çocukluk işte - okuldaki arkadaşlardan birine anlattım bunları. Okuldan sonra çalışıyor, villanın çöplerini topluyor dedim. Anlattığım kız, sınıfın en havalı kızlarından fakat özünde iyi ve benim de en yakın arkadaşım. Bilmediğimse sinirlendiğinde fevri davranan ve ne dediğini bilmeyen bu kız, villada çalışan çocuğun ilk aşkından başkası değil.
Bir müddet sonra, arkadaşım, tesadüf eseri bu çocuğun kendisine aşık olduğunu öğrenecek ve ona göre yüz kızartıcı olan işini tüm sınıfın önünde yüzüne vuracaktır.

Kıza, benim anlattığıma dair hiçbir kanıt yoktur ortada ancak içten içe kızarır, bozarır, utanırım...Hiç sesimi çıkarmam...
Günler geçer, görünmez ortalarda çocuk. Bir akşamüstü parktan ayrılırken birden karşıma dikilir.
-neden söyledin?
Bocalarım hafiften.
+neyi?
Şöyle bir yüzünü sallandırır çocuk, gözleri hüzünlü.
-boşver, der hafifçe. Arkasını döner, yürümeye başlar.
Mıhlanıp kalırım yerimde ve denizim kabarır, dalgalanır. Bilerek ve isteyerek, uzaklaşan çocuğun kıyıya sürüklenmesine izin veririm.


Yıllar geçer, kıyı artık görünmeyecek kadar uzaktır. Bense o "neden söyledin?" sorusuna veremediğim cevabı hala düşünürüm. Bu bana göre küçücük olay, o çocuğun içinde nasıl bir yara açtı? Yeniden sevmeye cesaret edebildi mi?
Bilemem...Ve içimi burkan da budur aslen.

Pilozof'tan bir parça.

24 Ağustos 2014 Pazar

Fısıltı - Hush Hush Serisi 1. Kitap (Becca Fitzpatrick)


İlk kez bir e-kitabı baştan sona dek okumayı başardımmm..!
Kitapları internetten okumamak konusunda anlamsız bir inadım vardı. Kitap okumanın tadını vermediğini düşünüyordum. Aslında hala da öyle... Bir kere okuduğumu hissedebilmem için o sayfaların kokusunu almam gerek benim. 
Fısıltı adlı kitabı neredeyse çıktığından beri kitapçılarda görüyor fakat kapağı itici geldiği için incelemeye bile gerek duymadan yanından geçip gidiyordum. İki gün önce arkadaşım tavsiye edince internetten araştırmaya karar verdim ve e-kitabını buldum. Nasılmış diye birkaç sayfa okuyayım derken aniden kitabın sonunda buldum kendimi. Ayılıp bayılmasam da akıcı olduğunu ve kitabın kendini okutturduğunu kabul etmeliyim.

En başta pek bi klişe ilerliyordu bana kalırsa...
Kendine özgü güzelliği olsa da pek gösterişli olmayan, sıradan, her şeyden habersiz bir kız.
Lise ikinci sınıf, biyoloji dersi.
Ansızın ortaya çıkan ve insanda güven hissi oluşturmayan, gizemli bir biyoloji partneri.
Buraya kadar bir ara popülaritesi tavan yapmış Alacakaranlık serisiyle hemen hemen aynı gidiyor.
Fakat gizemli oğlan bir vampir değil,
Düşmüş bir melek.
Kızı yemek gibi bir düşüncesi de yok,
Sadece öldürmek istiyor.
Her zamanki gibi hazırlıksız yakalayan aşk, bu öldürme arzusuyla yarışmaya başlıyor.
Aşk baskın bir duygu olsa da öldürme arzusu da hafife alınır gibi değil.
Çünkü düşmüş meleğin tek ve en büyük hayali bir insan olabilmek. Hayalinin gerçekleşmesi için kızı öldürmesi gerekiyor.
Buradan da çıkarabileceğimiz üzere, baş karakter Nora, alacakaranlık serisindeki Bella'dan farklı olarak yapay bir gerilim oluşturan olaylardan çok daha fazlasını yaşıyor.
Düşünüyorum da Nora'nın yaşadıklarını ben yaşasam akıl sağlığımı korumam pek mümkün olmazdı hatta bana kalırsa çoğu genç kız için aynısı geçerli. Zaten Nora da devamlı gittiği psikologlarla ayakta kalıyor.

Buraya kadar kitabın karanlık yönünden bahsetsem de aslında çok güldüğüm eğlendiğim kısımlar da vardı. Özellikle düşmüş melek Patch ve Nora'nın arasındaki diyaloglar güzel hazırlanmıştı. Patch'in rahat ve havalı tavrı gerçekten hoşuma gitti.
Gerçekten yaydığı kötücül hisse rağmen reddedilmesi imkansız biri, Nora'ya hak veriyorum :) Tuttum seni Patch :)

Nora'nın en yakın arkadaşı Vee de kitaba hoş bir renk katmış.

Kitapta ortaya çıktığından beri, bütün olayların başının altından çıktığını zannettiğim Elliot'dan özür mahiyetinde, ondan da bir kuple ekliyorum :) 
'Yemin ederim, henüz tuvalete tek başına gidebilen bir kız tanımadım' :)

Not:İkinci kitabı da buldum e-kitap olarak, çok mutluyum :)


İyi okumalar dilerim, 
Pilozof.



19 Ağustos 2014 Salı

Zümrüt Yeşil - Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer




"Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer" serisinin ilk kitabı Yakut Kırmızı'dan burada ve ikinci kitabı Safir Mavi'den de burada söz etmiştim. Üçüncü ve son kitabı da okumamla birlikte yazarın altın vuruşunu bu kitaba sakladığından şüphem kalmadı :) Gerçekten a'dan z'ye her şeyi açıklığa kavuşturarak, kafamızda soru işareti bırakmadı ve bunu yaparken hem eğlendirip hem hüzünlendirmeyi başardı. Hüzünlenmek diyorum çünkü hevesle okuduğum bir seri daha zaman tünelinde gerilerde kaldı. :(

[Yine giydirdim, süsledim püsledim... :) ]

Tünel demişken, kitabı okurken bu zaman yolculuğu olaylarını kafamda oturtmaya ve aynı zamanda yeni bilgileri sindirmeye çalışmak, kitabın sevdiğim karakterlerinden Paul'un tarif ettiği duyguyu yaşamama neden oldu :) Cümleyi okur okumaz anladım ki kafasında tünel açılan tek kişi ben değilmişim neyse ki... 

Adettendir, son kitabın konusundan biraz bahsedeyim önce. Henüz okumayanlar ve spoiler yemek istemeyenler burayı es geçebilirler. İkinci kitabın sonunda Gwen, Gideon'ın aşkının bir oyundan ibaret olduğunu öğrenmişti. 'Aşık bir kızı kontrol etmek kolaydır' mesajını, kontun iğneleyici sözlerinin arasından net olarak almış bulunan Gwen, Gideon'a bunu doğrulatınca resmen yıkılmıştı. Dolayısıyla üçüncü kitap aşk acısıyla başlıyor. Gwen'in bu acıyı dindirmek için en iyi arkadaşı Leslie'yle saatlerce konuşmak dışında yapabileceği hiçbir şey yok...Çünkü seri boyunca ideal arkadaş çizgisinden bir an bile ayrılmayan Leslie dışında onu kimse teselli edemiyor. Bu kız tesellinin kitabını yazabilir...'Aşk böbreklerden geçer, mideye vurur, kalbi kırar, göğsü sıkıştırır ve aklı bozar...Kısacası çoklu organ yetmezliği...' Bu kısma bayıldım :)

Kızımız, her şeye rağmen Gideon'ı affetmeye hazır. Tamam, her şey başta bir oyundan ibaret olabilir fakat zamanla gerçekten de kendisine aşık olmuş olabilir. Sonuçta romantik filmlerde de hep öyle olmaz mı? Fakat Gideon bir sonraki karşılaşmalarında Gwen'e "Dost kalalım" dediğinde bu hipotez de çürür gider ve Gwen çökmeye devam eder.

Gideon'ın, Gwen'i deli gibi sevmesine rağmen "dost kalalım" demesinin altında oldukça asil bir neden yatıyordur. Bu nedeni, Gwen gibi sonradan öğreniyoruz ve "Ahh, kıyamam yaa, canııım, seviyormuş baak.." gibi cümleler sarf ederek hep birlikte yelkenleri suya indiriyoruz. 

Bu arada kaçırılan kronograf gizemi devam ediyor ve Paul'un geçmişte verdiği belgelerden kontun iyi bir adam olmadığını nihayet anlayan Gideon artık locanın kurallarına uymayı bırakarak Gwen ile birlikte kaçırılan kronografla geçmişe yolculuk yapmaya başlıyor. Kaçırılan kronografın bu ikilinin eline nasıl geçtiğini merak ediyorsanız kitabı okumanız gerekecek çünkü uzun hikaye.. :) 
Şimdi yaşadığım şoklara geçiyorum. İlki karganın büyüsünü öğrenmemle gerçekleşti. İlk iki kitap boyunca, büyüyü duyduğum ilk zamandan beri "Amaan, bariz değil mi, hayaletleri görüyor işte, odur başka ne olacak.." diyerek geçiştirdiğim büyü meğer bambaşkaymış...
İkinci olarak kont meselesi geliyor."Mantık hataları var, kont olacakları geçmişin tozlu sayfalarında oturup nasıl bilebilir, nasıl bunlara göre plan yapabilir?" diyordum, meğer işin iç yüzü bambaşkaymış. Kontun aslında kim olduğunu öğrendiğinizde eminim siz de çok şaşıracaksınız.

Kısacası yazar öyle bir kurgu oluşturmuş ki, hayran olmamak elde değil...

Son olarak, kitabın bölüm başı anekdotlarından Shakespeare'ın sözüyle yazımı bitiriyorum. Zira serinin son kitabı aşk ve zamanla ilgili olduğu kadar ölümle de ilgiliydi.


Hepinize iyi okumalar dilerim. 


Sevgilerle, Pilozof.


12 Ağustos 2014 Salı

Safir Mavi - Aşk tüm zamanların içinden geçer...


"Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer" serisinin ilk kitabından burada bahsetmiştim. Nihayet ikinci kitap Safir Mavi'yi (orjinal adıyla Saphirblau) de bitirdim. Serinin bu kitabının da beklentilerimi karşıladığını belirtmek isterim, akıcı anlatımıyla bir günde severek okudum.

[Kitabımın pozu :) ]

Geçmişe yaptığı yolculuklara bile alışmakta zorlanan Gwendolyn, bu kez tüyler ürpertici kontun isteğiyle, 18. yılda bir baloya katılmak zorunda kalıyor. Aslında adı akşam toplantısı fakat bir toplantıdan çok balo şeklinde işliyor. Kontun beklentilerini karşılayabilmesi için; dans edişi, gülümseyişi, duruşu hatta yelpaze açışı bile bu yüzyıla uygun olmalı. Tüm bunları başarabilmesi için, gittikçe can sıkıcı hale gelmeye başlayan kuzeni Charlotte'dan yardım alması da işleri pek kolaylaştırmıyor. 

Tüm bunların yanında, elapse olduğu bodrum katında herkesten gizli, büyükbabasının gençliğiyle geçmişte buluşup, Lucy ve Paul'un kronografı neden çaldığını çözmeye çalışıyor.

(Almanların uyarladığı filmden bir kronograf fotoğrafı)

İlk kitabın sonunda Gideon ile yakınlaşması bu kitapta da kaldığı yerden devam ediyor. Fakat ilişkileri inişli çıkışlı bir hal alıyor. İkisinin de birbirine karşı güvenlerini sınayacak olaylar meydana geliyor ve kitabın sonunda ortaya çıkan bir gerçek, bu ilişkiyi kopma noktasına getiriyor. 

Safir Mavi, ikinci kitap olduğundan, ilk kitapta aklımıza takılan sorulan en azından bir kısmının cevaplanacağını ummuştum ne var ki ortalık daha da karıştı. Yazarımız Kerstin, geriye kalan tek kitapla, etrafı toparlamakta başarılı olabilir umarım.

Son not olarak, yazarın ilk kitapta olduğu gibi ikinci kitapta da yazmayı sürdürdüğü bölüm başı anekdotlarından hoşuma giden iki tanesini ekliyorum.



Kitabı okumayı bırakıp, bu söz üzerine uzun bir süre düşündüm. İlk okuduğumda Hawking, zaman yolculuğuna imkan vermiyor gibi algılasam da dikkatle baktığımda zaman yolculuğunun mümkünlüğünü savunduğunu fark ettim.Zaten sırf bu konu üzerine oldukça uzun bir makalesi var,  merak edenler buradan okuyabilir.


Bu söz de seriye cuk oturmuş :)

3. kitap Zümrüt Yeşil'in tanıtımında görüşmek dileğiyle...

Sevgiler,

Pilozof