Vaktiyle bana hakkını helal etmediğini söyleyen insanla uzun zaman sonra tesadüfen karşılaştığımda, o insanı görmezden gelirim sanıyordum. Üstelik hakkını helal etmeyişinin tek nedeni, benim kendisinden farklı olan yaşam tarzımken...Ama sımsıkı sarıldığında, gözlerim doldu, boğazım düğümlendi. O kadın, benim küçüklüğümü koruyan ikinci annemdi ve inkar etsem de gittiğinden beri, içimde bir yer eksikti. Arkasında duran çocuklara, "Bakın bu benim eski öğrencim." dedi.
"Çok çok eski." diye düzelttim.
"Kendisi doktor olacak."
Biliyordum aslında bal gibi. Kadının tavrı, ben hayatımda başkalarınca "takdir edilen" bir yol çizdiğimde değişmişti. Karşısına, bir yol çizememiş, savruk bir insan olarak çıksam, yüzüme bakmayacak; baksa da kendince birkaç laf ettikten yahut eleştirdikten sonra çekip gidecekti.
Biliyordum aslında. Değer verdiği yalnızca ben olarak "ben" değil, çizdiğim yoldaki "ben"di.
Bense, kardeşim hastayken ve evde durumlar iyi değilken, okulun bankında tek başıma oturup uzaklara daldığımda, bana kantinden aldığı tüp çikolatayı veren kadın olduğu için değer veriyordum ona. Okula pasta getirip doğum günü kutlayan çocuklara özendiğimi fark edip, benim doğum günümde sınıfa sürpriz pasta getirdiği için seviyordum. Beni yüreklendirdiği için. Destek verdiği için. En çok da, her daim gülümsediği için...
Ben de başkalarının hayatına böyle küçük dokunuşlar yapabilmeyi ve sırf bu küçük dokunuşlarla hatırlanabilmeyi isterdim. Bana baktıklarında 'doktor olacak kız' değil, 'hani zamanında gelip elimizden tutmuştu, iyi kızdı' demelerini...
Velhasılı kelam, okuduğunuz bölüm, kendi insanlığınızın önüne geçebiliyormuş demek...