25 Haziran 2015 Perşembe

Yalnız


Şarkıları yalnız dinliyoruz,
Yalnız bakıyoruz gökyüzüne
Yalnız uyuyoruz
Ve yalnız görüyoruz, tükenen geceyi...
Biz asırlık yalnızlığa gebeyiz belki;
Kan ter içinde, bir doğum evinde
Dişimizi sıkarak alışıyoruz...
Ben seni doğurdum belki;
Hiç olmadığın surette.
Ve sen de beni doğurdun, kim inkar edebilir?
Yalnızlığım bir doğum lekesi.

ZY

15 Haziran 2015 Pazartesi

Dünyanın en güzel şarkısı

Bana göre budur:



Çocuktuk sadece
Hayallerimiz uyumluydu kalplerimizle
Gemimize tırmanıyoruz
İsteseniz de istemeseniz de gidiyoruz biz
İsteseniz de istemeseniz de

Denize yelken açtık
Amaçsızca, yönler ve zaman çizgisi olmadan
Gelip bulduğumuz bu kıyıyı
Önceden de görmüştük, konuşmadan ya da tek kelime paylaşmadan
Gerek yok duyulmasına gerçek düşüncelerinin
Sen, kelimelerle ifade edilemeyecek kadar güzelsin

Gitme altınlarla döşenmiş yollardan
Seni hüsrana uğratacak onlar
Bulduklarını paylaşmazsan eğer, bunun ne zevki kalır?
İnşa etmesi yıllar süren şeyler, saniyeler içinde yıkılır

Kimse avutamayacak beni
Bilmeyecek neler olduğunu içimde
Terkedilmiş bir boşluk, kalacak eskisi gibi
İkinizin de bana yalan söylediği yeri hatırlatarak

Bununla yaşarken öğrendim
Hayatım boyunca okuduklarımdan daha fazlasını
İkiniz bununla da alay etmişsinizdir, bahse girerim

Özlüyorum bu duyguyu
Dokunuşun, öpücüğün ağır gelirdi aklıma
Hatıralarımız ebediyen mühürlendi zamanda
Senin olduğu kadar benim de sırrım bu
Mantığımız karşı geldi
Ölene kadar saklayacağım seni

Dinliyorum...Ne yorgunluk kalıyor, ne stres...Başka bir diyara sürüklüyor beni sanki. Bir şarkının yapabileceklerini yeni anlıyorum...
Low Roar, keşfedilme ihtimalini bile kıskandığım bir grup olsa da, paylaşmadan duramadım :)
Belki seversiniz...

29 Mayıs 2015 Cuma

Sokak Kedisi

SOKAK KEDİSİ

Vazgeçmek için çok erken diyor bir sokak kedisi.
Susmasını söylüyorum, inanmıyor besbelli,
Anlatıyorum tane tane,
Daha ilk adımda yorulup, emeklediğimi.
A harfinde fırlatıp atışımı alfabeyi,
Bırakıp gidişimi, bir vakitler çok sevdiğim her şeyi,
Sırf erken yorulduğumdan.
Yeniden başlamak için çok geç diyor,
Tembelce gererek patilerini.
Gitmesini söylüyorum defalarca, oysa lafımı ikiletmezken.
Bir çöp bidonunda kaybolup gidiyor tüyleri.
Günlerce yürüyorum, hiç durmadan.
Başladığım ve bitirdiğim nokta arasında.
Dönüyorum yeniden,
Sırf göstermek için yeniden başlayabileceğimi,
Bomboş bir sokaktaki,
Bomboş çöp bidonuna.
Gözümde dolaşıyor,
Kaçıp giden sokak kedilerinin hayali.
İçimi kanatıyor,
Huysuz bir çocuk sesi.
Üstelik tam da istediğim gibi;
Başladığım ve bitirdiğim yerdeyim,
Sırf erken yorulduğumdan.

ZY

21 Mayıs 2015 Perşembe

Senin için döneceğim


Salatalık asmalarının içinde görünmez olmuş, arada sırada bahçe kapısına tedirgin bakışlar atarak, salatalık arıyordu. Ayşe hatun sabah erkenden kalkıp toplamış olacak ki, yeşil yaprakların arasında aradığını bulamıyordu. Toprağın üzerine oturup, sırtını bahçe duvarına yasladı. Gözünün önüne gelen arılardan birini, telaşa kapılmadan kovaladı. Güneş, yüzünü sıcacık okşuyordu. Gözlerini kapattı. El çırpma sesini duyup da korkudan sıçrayıncaya dek uzun zamandır hiç olmadığı kadar huzurluydu. Aniden büyüyen gözleri tanıdık bir yüzle karşı karşıya gelince, kaşlarını çatıp,

"Rüyanda mı gördün? Nereden damladın yine bahçeye sabah sabah?" diye terslendi. Gözlerini yeniden kapattıktan sonra, adamın toprağın üzerine, tam yanına oturduğunu hissetti. Birlikte geçirdikleri yirmi altı yıl, yan yana saatlerce hiç ses etmeden oturabilme özgürlüğünü tanıyordu. Ama o gün, içinden gelen tek şey gevezelik etmekti. Belki de salatalıkları kaçırmasından kaynaklanan hayal kırıklığını bastırma yoluydu bu. Gözlerini açıp, yana döndü.
"Özgürlük nedir sence?" diye sordu, az öncekine göre çok daha sakin bir sesle.
"Özgürlük..." dedi öteki durgunca. Uzunca bir süre, hiç acele etmeden düşündü. "Bir sabah vaktini, yatağında değil toprağın üzerinde geçirebilmektir. Mecbur olduğun için değil, sadece öyle istediğin için."
"Yani biz özgür müyüz şimdi?"
"Burada, yan yana oturduğumuz sürece, evet." 
"Bu senin kendi kanaatin." dedi bacaklarını toplayıp, karnına çekerken. "Ben hiç de özgür hissetmiyorum, can."
"Nedenmiş o, can?"
"Üzerinde özgürüz dediğin toprağa bile bağlıyım da ondan." dedi üzgün bir sesle. Parmaklarını, toprağın üzerinde dolaştırırken, hüzünle iç çekti. "Bırakıp gidemiyorum ve tam olarak sahiplenemiyorum da." 
"Benden mi bahsediyorsun?" dedi merakla. Üstü kapalı konuşulmasından nefret ederdi.
"Ne alakası var?" diye cevap verdi ellerini topraktan çekip, göğsünde birleştirirken. Sinirlenmişti, sebebini anlamıyordu. Öteki omuzlarını silkti.
"Toprak su ister, emek ister, sevgi ve sabır ister." dedi duymazdan gelerek. "Ama hiçbirini yapmadan çekip gidersen de, arkandan sitem etmez. Sana olan bağlılığı azalmaz, ne kadar geç dönersen dön, döndüğünde yeniden başlayabilirsin."
"Ya hiç dönmezsen, o zaman ne olur?"
"Hiç dönmezsen de, üzerinde yeşillik bitmez belki ama yine de yaşamaya devam eder."
Başını kaldırıp baktığında, gülümsediğini gördü. Gözlerinde anlaşılmaz bir ifade vardı. 
"Toprağı seviyorum." dedi parmaklarını tekrar toprağın üzerine bırakırken. Çıplak ayaklarının altında dahi, toprağın ve iri taşların mırıltılarını hissedebiliyordu. "O kadar alıştım ki ona, bırakıp gitmeye korkuyorum. Büyük şehirlerde o kadar az toprak var ki!"
Adamın, nasırlı elleriyle saçlarını dağıttığını hissedince, küçük bir çocuk gibi sinirlenip, başındaki elleri uzaklaştırmaya çalıştı.
"Otuz yaşına geldin." dedi adam gülerek. "Her yıl aynı muhabbet! Git artık gideceksen."
"Üzülmez misin?"
"Neden üzüleyim? Sen yağmursun. Büyüteceğin ve yeşerteceğin onca yer varken, yalnızca benim için yağmanı bekleyemem senden."
Kız, adamın samimiyetle parlayan yüzüne, gizlemeye çalıştığı bir hayranlıkla baktı. 
Gülümsedi.
"Ne iyi adamsın sen, can! İyi ki birlikte büyüdük seninle. Utanmasam, babam iyi ki bırakıp gitmiş beni diyeceğim!"
"Delinin zoruna bak." dedi adam. İltifat aldığı zamanlarda olduğu gibi ne diyeceğini şaşırmış, bocalayarak bakışlarını kaçırmıştı. Cebine sakladığı salatalıklardan iki tane çıkarıp, birini kıza uzattı.
"Ninem sabah ezanında kalkıp toplamış." dedi. "Mutfakta bulacağım diye canım çıktı! Yiyip bitiriyorsunuz, ben ne satacağım diye söyleniyor."
Adamın güneşten parlak yüzüne bakmaya devam etti ve salatalıktan küçük bir ısırık alıp, yeniden gülümsedi. İçi, huzur denilen yaramaz çocuğun ayak sesleriyle doldu.
Bir gün mutlaka döneceğim, diye düşündü.
Senin için döneceğim, can,  benim canım toprağım!

ZY